4 Nisan 2017 Salı

“HAYIR” ATATÜRK’e SAYGILI CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR “HAYIR” DİYORLAR Mehmet Arif DEMİRER ANAYURT Gazetesi, 07 Nisan 2017

“HAYIR”
ATATÜRK’e SAYGILI CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR “HAYIR” DİYORLAR
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 07 Nisan 2017
Türkiye’de yalnız demokrat olmak yeterli değil. Yalnız Cumhuriyetçi olmak da yeterli değil. Çünkü arkamızda Anadolu topraklarında yaşayan Türk insanını özellikle 19 uncu yüzyılın tamamında ve 20 inci yüzyılın başlarında perişan etmiş bir Osmanlı deneyimi var.
Nedense bugün Tek Adam’a yönelik anayasa değişiklik paketine EVET demeye hazırlananların çoğu aynı zamanda o Osmanlı’nın özlemi içindeler. Tabii bu Osmanlıcı EVETçiler aynı zamanda safkan ATATÜRK karşıtları.
İşte bu referandumda bu sayfalardaki HAYIR diyenler Cumhuriyetçi Demokratlar. ATATÜRK’e saygılılar, Cumhuriyet’in temel ilkeleri ile barışıklar, Milli İradenin milletin gücünden doğduğunu biliyorlar. Onun için de sınırsız demokratlar.
“HAYIR” derken EVET’in neler getireceğini ve de getirmeyeceğini çok iyi biliyorlar:
2019 seçimine (ya da ilk milletvekili seçimine) kadar seçim ve siyasi partiler yasası değişmeyecek.
Baraj Evren’in koyduğu yüzde on olarak kalacak.
Kolunu kanadını kendi kendine PKK için kıran HDP barajın altında kalacak.
AKP Meclis’te en büyük parti olacak.
AKP’li Cumhurbaşkanı adayı seçilecek.
AKP milletvekilleri on beş yıldır olduğu gibi halkın seçeceği AKP’li Cumhurbaşkanı ne isterse en ufak bir itiraz olmaksızın yapacaklar.
AKP’li Cumhurbaşkanı bakanları ve yardımcılarını dilediği gibi atayacak, istediği zaman görevden alacak. Bu konuda hiç kimseye hesap vermek zorunda değil.
AKP’li Cumhurbaşkanı’nın atadığı bakanları denetlemek için yeni anayasadaki 300, 360 ve 400 gibi sayılar hiçbir zaman oluşmayacağı için kağıt üzerinde var gibi görünen denetim mekanizması asla işlemeyecek.
AKP’li Cumhurbaşkanı istediği zaman çok çeşitli konularda Kanun Hükmünde Kararname çıkaracak. Bunları iptal edecek herhangi bir kanun Meclis’ten zinhar çıkmayacak.
AKP’li Cumhurbaşkanı yüksek yargıya dilediği kişileri atayacak/atanmasını sağlayacak.
Böylelikle AKP’li Cumhurbaşkanı yürütmenin Tek Adamı, AKP milletvekillerinin tamamının, eksiksiz olarak, desteği ile yasamanın da Tek Adamı olurken, atadığı yargıçlar ile yüksek yargıyı da denetiminde tutacak.
Menderes’in çok yanlış yorumlanmış bir sözü vardır. 29 Kasım 1955 gecesi haklarında yolsuzluk söylentileri bulunan DP’li üç bakanı istifaya zorladıktan sonra hükümetin tüm bakanlarını da istifa ettiren Demokrat Parti Grubuna söylemişti: “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.”
Bu söz, 537 milletvekili olan TBMM’nin mutlak çoğunluğunu (toplam milletvekili sayısının % 90’ını)  oluşturan, 489 üyesi bulunan, ünlü DP Grubuna söylenmişti. Güç ölçüsünün tanımı idi. EVET çıkarsa o güç, gerçekleşmesi imkansız olan Hilafeti dahi geri getirebilecek güç, bu Anayasa değişiklik paketi ile 2019 seçimi sonunda gümüş değil altın tepsi üzerinde tek bir kişiye, AKP’li Cumhurbaşkanına, teslim edilmiş olacak.
Oysa bakınız bu konuda Gazi Mustafa Kemal 19 Ocak 1923 günü İzmit’te halk ile konuşurken neler söylemiş:
***
“…yakında çıkmış bir kitap gördüm. Bu kitaba vaz’ı imza edenin Hoca Efendilerden biri olduğunu anladım. O diyor ki, ‘Meclis Halifenindir.’
“EFENDİLER, BU KADAR SAKAT MANASIZ BİR ŞEY OLAMAZ. BU; DÜNYADA BENLİĞİNİ, İNSANLIĞINI VE HAKİMİYET-İ MİLLİYESİNİ ANLAMIŞ BİR HEYET-İ İÇTİMAİYENİN HİÇBİR VAKİT KABUL EDEMEYECEĞİ BİR SAFSATADIR.   
“Meclis Halifenin değildir ve olamaz.
“Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden mürekkeptir. Milletin verdiği salahiyet ve vezaifi ifa eden zevattan ibarettir. Binaenaleyh yalnız ve yalnız milletindir ve Meclis ancak milletin emrine mutavaat etmek mecburiyetindedir…
“O kitabı yazan Hoca Efendinin vezaif-i Hilafeti tetkik ve ifade etmek için karıştırdığı kitaplar Yezid zamanında yazılmış olan kitaplardır. O Yezid ki, Halife unvanı ile dünyanın en zalim ve müstebit hükümdarıydı. Binaenaleyh o kitaplarda vezaif-i Hilafet olarak yazılmış olan şeyler Yezid’in vezaif-i saltanat-ı müstebiddanesidir.”       
***
İşte Gazi Mustafa Kemal’in 1923 yılında 8 milyonluk Türkiye için ret ettiği bir rejimi bu anayasa değişikliği ile 80 milyonluk Türkiye için getirmiş olacağız, eğer EVET dersek. 
İşte ATATÜRK’e saygılı olan bizler, İkinci ve Üçüncü Cumhurbaşkanlarımızın torunu ile kızı, TBMM eski Başkanı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı, ilk AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı ve ben 2019 seçiminde oluşacak bu Tek Adam Rejimini son derece tehlikeli gördüğümüz için, ATATÜRK’ün Cumhuriyet Devrimlerine sımsıkı bağlı olduğumuz için, Demokrat olduğumuz için, 16 Nisan’da HAYIR diyeceğiz. 

1954 YILINDA DEMOKRAT PARTİDE ÜLKE GENELİNDE ÖN SEÇİM "Mehmet Arif DEMİRER" ANAYURT Gazetesi, 27 Mart 2017

1954 YILINDA DEMOKRAT PARTİDE ÜLKE GENELİNDE ÖN SEÇİM
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 27 Mart 2017
1954 Seçimlerinde Demokrat Parti, T. C.’nin en yüksek oyunu (% 58+) alarak Meclis’e 489 milletvekili ile gelmişti. (CHP 31 milletvekili çıkarmışı.) DP, tüm illerde ön seçim yapılmıştı.
Afyon yerel gazetelerinde 22 Mart günü yapılan ön seçim öncesi yazılardan başlıklar/alıntılar:
“Açık Mektup, (14 Mayıs Gazetesi, 9 Mart)
“Sayın Arif Demirer ve Rıza Çerçel. Her ikinizi de yakın bir hemşerim olarak tanırım… Memleket sizlerden büyük hizmetler bekliyor. Sizleri namzet listelerimiz içinde görmek istiyoruz. Memleketimize hizmet ediniz…”
O tarihte Demirer, PTT, Çerçel Devlet Hava Yolları Genel Müdürü idiler. Gazete iki hemşerisine “Genel Müdürlüğü bırak gel milletvekili olarak Meclis’te beni temsil et” diyor.
“B. Rıza Çerçel Mebus Adaylığından Sarfınazar Etti, (GÜVEN gazetesi, 16 Mart)
“… milletvekilliğinden vaz geçmiş. Hemşerilerimizin gösterdikleri yakın alakaya minnettar olduğu…” 
“Hakikate Doğru Gidelim, (GÜVEN, 17 Mart)
“Biz top yekun olarak Türk milleti 1954 devresi için gereken kuvvet ve kudrete sahip kimseleri bulsun ve seçsin diye çırpınıyoruz. Memleket severlik, vatanseverlik işte bu noktada birleşmektir.”
“D.P. 1954 Devresi için Şehrimizde Mebus Namzetliğini koyanlar, (GÜVEN, 17 Mart)
“48 adet mebus namzedi listesini aynen neşrediyoruz…”(Listede Çerçel yok !)
“Hangisini Tercih Etmeliydi? (GÜVEN, 18 Mart)
Bu başlığın ve Çerçel’in büyücek bir fotoğrafının altında Çerçel’e sitem eden yazının devamı:
“Korkarım, Arif Demirer de adaylığını geri almasın. Cidden bu iki genç hemşerimiz bu sahada (milletvekili olarak) memleket ve millete çok faydalı olabilir.”
Afyon gazetelerinin aday adayları üzerindeki bu tür baskıları sonucu ön seçime Çerçel de dahil tam 49 aday adayı katılmış ve 30’lu yıllardan beri sık sık Afyon Belediye Reisi olarak seçilmiş olan Hüseyin Tiryakioğlu, Demirer, Çerçel, Balıkesir Hukuk İşleri Müdürü Afyonlu Osman Talu ile beş eski milletvekili seçilerek 2 Mayıs seçimlerine aday olarak katılmış ve % 80’e yakın oy ile milletvekili seçilmişlerdir. Afyon gazeteleri sonuçlardan memnundur.
Gelelim bugünkü demokrasi anlayışımıza…
16 Nisan’da ne yapacağız? Devletin tüm imkanlarını kullanarak ve kadrolarını seferber ederek sürdürülen EVET kampanyasında partili adayın cumhurbaşkanı seçilmesi için çırpınıyoruz.
Var olan Seçim ve Siyasi Partiler yasaları ile 1954 yılının Tam Demokrasi anlayışından çok uzaklarda olduğumuz yetmezmiş gibi bir de genel başkanların bizzat belirlediği adaylar ve               % 10 baraj sayesinde Türk Tipi Demokrasi ile rejimi kökünden değiştirmek istiyoruz.
Ben bunu ping pong topu ile futbol oynamaya benzetiyorum. Yeşil saha, 22 futbolcu, 3 hakem ve bir top. Ama nasıl? Futbol topu yerine ping pong topu !
Olmuyor. Olmadığı için de 1954 Türkiye’sinin çok gerisinde olan rejimi iyice raydan çıkarmaya çalışıyoruz. Denetimsiz Yürütme, kolu kanadı kırılmış Yasama ve Yargı. Üstelik Yargı, bağımsız olmanın yanı sıra, artık anayasal zorunluluk olarak tarafsız da olacakmış !
Yarın: 2 Mayıs 1954 seçimlerinde seçilen 489 DP milletvekiline 29 Kasım 1955 gecesi ne demişti Menderes? “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz”  

HİLAFETİ GERİ GETİREBİLECEK GÜÇ "Mehmet Arif DEMİRER" ANAYURT Gazetesi, 28 Mart 2017

HİLAFETİ GERİ GETİREBİLECEK GÜÇ
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 28 Mart 2017
Hilafetin geri getirilmesi konusuna, TBMM’de 29 Kasım 1955 gecesi Menderes tarafından DP Grubu toplantısında değinilmişti. Menderes, TBMM’nin yüzde doksanını oluşturan DP Grubu üyelerine (488 milletvekili), “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” demişti. (Aslında Yassıada’ya getirtilen Zabıtlarda böyle bir cümle yok?)
Menderes, bugün bir takım kişilerin olduğu gibi Osmanlı özlemi ile yanıp tutuşmuyor, hilafetin geri getirilmesi gibi imkansız bir şeyi ise kesinlikle istemiyordu. O, sadece TBMM’nin yüzde doksanını oluşturan bir grubun gücünün ölçüsünü tanımlıyordu: İsterse hilafeti bile geri getirebilecek kadar güçlü.
1954 seçimlerinde tüm Demokrat Parti milletvekilleri adayları yerel yoklama ile seçilmişlerdi. Daha sonra, 1957 seçimlerinde başlayarak adayların Genel Merkez tarafından belirlenme sistemi Türk siyasetine kanser gibi girdi ve yerleşti. Bugün adayları genel başkanlar birer birer tespit ediyorlar.
16 Nisan günü 80 milyon T. C. vatandaşı ülkenin geleceği ile ilgili çok önemli bir karar vereceklerdir: EVET ya da HAYIR. EVET demeyi düşünenler Çanakkale 1915’i anlatırken bile olay ile yakından uzaktan bir ilişkisi olmayan Abdülhamit’i hatırlamak ölçüsünde Osmanlı özlemi içindeler. Onlar için Çanakkale 1915’de Mustafa Kemal Yok, Abdülhamit Var. Abdülhamit ile Çanakkale 1915 arasında nasıl bir bağ kuruyorlar anlamış değilim.
16 Nisan’da çıkacak EVET oyu ile, Menderes’in bahsettiği, 25 milyon T. C. vatandaşının gerçek temsilcileri olan milletvekillerinin yüzde doksanının gücü, bir kişiye sunulmuş olacak.  
16 Nisan oylamasında % 51 EVET oyu böylesine dramatik bir gelişmek için yeterli. Cumhurbaşkanı ise çok büyük bir başarı sonucu olarak % 60 hedefini koyuyor.
Diyelim ki % 60 EVET çıktı. Yüzde kırk HAYIR’ı ne yapacağız? Ya da % 55 ve 45 gibi bir bölünme herkesi rahatsız etmeyecek mi? % 40 ya da daha yüksek bir HAYIR oyuna rağmen kabul edilmiş sayılacak yeni bir ANAYASA, gerçekten 80 milyonu kucaklayacak bir anayasa olacak mı? Yoksa 1961 anayasasında olduğu gibi toplumun yarısı tarafından benimsenmemiş olarak kalacak mı? Son soru: % 51 EVET oyu ile bile kabul edilmiş bir anayasanın tek kişiye sunacağı güç, Menderes’in 29 Kasım 1955 gecesi bahsettiği güç,  sakıncalı değil mi?
Bakınız Gazi Mustafa Kemal, 19 Ocak 1923 günü İzmit’te halk ile yaptığı sohbette Meclis’in gücünü tek bir adama teslim etmesi konusunda neler söylemiş:
“…yakında çıkmış bir kitap gördüm. Bu kitaba vaz’ı imza edenin Hoca Efendilerden biri olduğunu anladım. O diyor ki, ‘Meclis Halifenindir.’
“EFENDİLER, BU KADAR SAKAT MANASIZ BİR ŞEY OLAMAZ. BU; DÜNYADA BENLİĞİNİ, İNSANLIĞINI VE HAKİMİYET-İ MİLLİYESİNİ ANLAMIŞ BİR HEYET-İ İÇTİMAİYENİN HİÇBİR VAKİT KABUL EDEMEYECEĞİ BİR SAFSATADIR…   
“Meclis Halifenin değildir ve olamaz. Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden mürekkeptir. Milletin verdiği salahiyet ve vezaifi ifa eden zevattan ibarettir. Binaenaleyh yalnız ve yalnız milletindir ve Meclis ancak milletin emrine mutavaat etmek mecburiyetindedir… O kitabı yazan Hoca Efendinin vezaif-i Hilafeti tetkik ve ifade etmek için karıştırdığı kitaplar Yezid zamanında yazılmış olan kitaplardır. O Yezid ki, Halife unvanı ile dünyanın en zalim ve müstebit hükümdarıydı. Binaenaleyh o kitaplarda vezaif-i Hilafet olarak yazılmış olan şeyler Yezid’in vezaif-i saltanat-ı müstebiddanesidir.”        
“Millet, hakimiyetini elinde tutuyor ve ancak hakimiyetinden icabı kadarını tatbik etmek üzere Millet Meclisi’nin heyet-i umumiyesini tavzif ediyor.
“FAKAT BİR TEK ADAMA SALAHİYET VERİLEMEZ.” NOKTA !

28 Mart 2017 Salı

1933 YILINDA 5.5 AYDA HİTLER TİPİ BAŞKANLIK NASIL OLUŞMUŞ? Mehmet Arif DEMİRER ANAYURT Gazetesi, 4 Nisan 2017

1933 YILINDA 5.5 AYDA HİTLER TİPİ BAŞKANLIK NASIL OLUŞMUŞ?
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 
4 Nisan 2017
1933 yılı, dünyanın kaderini değiştirecek olaylar başlıyor.
30 Ocak, Hitler Başbakan oluyor. 5.5 ay sonra, 14 Temmuzda Tek Adam olacak.
27 Şubat, Berlin’de parlamento yangını. NAZİ’ler derhal yangının faturasını komünistlere kesiyor ve komünistler ülke genelinde patlak veren olayların sorumlusu ilan ediliyor. Ülkede olağanüstü bir gerginlik ve karışıklık başlıyor, adeta bir OHAL durumu yaşanıyor.
28 Şubat, Hükümet yangını bahane eden bir Yangın Kararnamesi çıkararak Komünist Parti milletvekillerini tutuklattırıyor, partiyi fiilen ortadan kaldırıyor; ülkede konuşma özgürlüğünü kaldırıyor, mektuplara-telgraflara sansür uyguluyor ve Yahudi karşıtı olayları körüklüyor.
5 Mart, Erken Seçim. NAZİ’ler: 288, Sosyalistler 120, Komünistler 81. diğer partiler 142.
23 Mart, parlamentoda hükümete tam yetki veren tasarı görüşülecek. Kanunlaşabilmesi için 2/3 çoğunluk gerekiyor. NAZİ Partisinin 31 eksiği var ! NAZİ’ler oylamayı etkilemek amacıyla koridorlarda slogan atıyorlar: “Tam yetki istiyoruz. Aksi takdirde yangın-katliam”
NAZİ Parti sözcüleri, tasarı kabul edilirse ülkede tam istihdam ve ekonomik kalkınma sözü veriyorlar ve yakında kapatacakları Merkez Parti ile diğer partilerin desteğini sağlıyorlar !
Sosyalist Parti başkanı Otto Wells, tasarının aleyhinde konuşuyor ve kabul edilmesi durumunda ülkede demokrasi rejimin sona ereceğini ilan ediyor.
Hitler hemen cevap veriyor: “Artık size ihtiyacımız yok. Almanya’nın yıldızı parlayacak, senin ölüm fermanın imzalanmıştır.”
Oylama sonucu: 441 EVET, 84 Hayır. Merkez Parti ve küçük partiler de EVET diyorlar. Böylelikle Anayasa parlamentoda değişmiş oluyor. Demokratik Cumhuriyet artık yok.
14 Temmuz, parlamento bir tasarıyı daha kabul ediyor ve tüm siyasi partileri kapatıyor. Hitler, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento yetkilerini tek adam olarak üzerine alıyor.
Almanya, 1933 yılının ortasından itibaren, Yahudiler için kabus ülkesi oluyor. 6 Yıl sonra                3 Eylül 1939’da başlayan 2. Dünya Savaşı 2 Eylül 1945 tarihine kadar tam 72 ay sürüyor ve 72 milyon insanın ölmesine sebep oluyor.
Bir ülkede bütün yetkiler tek elde toplanınca 5.5 ayda bütün bunlar yaşanabiliyor.
Gazi Mustafa Kemal bakınız, Hitler’in 10 yıl sonra neler yapacağını görmüş gibi, 19 Ocak 1923 günü İzmit’te Halka hitaben yaptığı konuşmada neler söylemiş:
“Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden mürekkeptir. Milletin verdiği salahiyet ve vezaifi ifa eden zevattan ibarettir. Binaenaleyh yalnız ve yalnız milletindir ve Meclis ancak milletin emrine mutavaat etmek mecburiyetindedir…
“O kitabı yazan Hoca Efendinin vezaif-i Hilafeti tetkik ve ifade etmek için karıştırdığı kitaplar Yezid zamanında yazılmış olan kitaplardır. O Yezid ki, Halife unvanı ile dünyanın en zalim ve müstebit hükümdarıydı. Binaenaleyh o kitaplarda vezaif-i Hilafet olarak yazılmış olan şeyler Yezid’in vezaif-i saltanat-ı müstebiddanesidir.”
“Millet, hakimiyetini elinde tutuyor ve ancak hakimiyetinden icabı kadarını tatbik etmek üzere Millet Meclisi’nin heyet-i umumiyesini tavzif ediyor.
“FAKAT BİR TEK ADAMA SALAHİYET VERİLEMEZ.”        
Görüldüğü gibi Hitler, Başbakan olduktan 50 gün sonra, yangını bahane ederek, Anayasa değişikliği ile tüm yetkileri hükümetin üzerine almış, 14 Temmuzda ise partileri kapatmıştır.